içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Tarihin Tekerrürü ve Değişmeyen Yöntemler

Türkiye’nin siyasal ve sosyal tarihini inceleyen her tarafsız göz, dönemler ve güç odakları değişse de muhalif sesleri ve dini camiaları sindirme yöntemlerinin şaşırtıcı biçimde aynı kaldığını hatta kimi zaman daha vahim boyutlara ulaştığını görür. Dün 28 Şubat sürecinde “irtica” ya da “mürteci” yaftası altında insanların inançları, düşünceleri ve sakalları sorgulanırken; bugün somut ve hukuki delillerden bağımsız bir şekilde “terör” çuvalına doldurulma riskiyle karşı karşıya kalınıyor.
​Son günlerde Kul Sadi Yüksel hocanın DEAŞ/IŞİD operasyonu gerekçesiyle evinin kapısının koçbaşılarıyla kırılması, ters kelepçe takılarak ve başı eğdirilip adeta bir teröristmiş gibi gözaltına alınması bu zihniyetin somut ve acı bir tezahürüdür. Bir âlime bu şekilde muamele etmek, 28 Şubat döneminin darbeci generallerinin bile ötesine geçmektir. Yıllardır çizdiği ilmi çizgi, yetiştirdiği talebeler ve beyanatları ortada olan bir ilim insanından, tekfirci ve şiddet odaklı DEAŞ yapısıyla iltisak çıkarmak mantık, hukuk ve vicdan sınırlarını zorlamaktadır.
​Güç Dengeleri ve Yaftalama Siyaseti
​Geçmişten günümüze iktidar mekanizmalarının toplumsal grupları derecelendirme ve yargılama biçimi maalesef ilkeli bir hukuk anlayışına değil, siyasi sadakat ölçütüne dayanmaktadır.

​Sadakat Odaklı Söylem: Dini topluluklar ya da ilim insanları iktidarın söylemlerini desteklediğinde “makbul”, Hak ve adalet adına iktidarın yanlışlarını Allah’ın kitabına ve Peygamberin sünnetine göre eleştirdiğinde ise anında “sakıncalı” ilan edilmektedir. Oy verince iyi, oy vermeyince kötü ve hain sayılmaktadır.

​Trol Hesaplar ve İtibar Suikastı: Eleştirel ses çıkaran her ilim insanı, organize trol hesapların hedefi haline getirilmekte; iftiralar ve algı operasyonlarıyla cami cemaatinin ve samimi halkın gözünde itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum