-
ALİ KILIÇ
Tarih: 04-04-2026 10:02:00
Güncelleme: 04-04-2026 10:02:00
Seçim meydanları; her dönem olduğu gibi yine en hassas duyguların, en keskin cümlelerin ve "beka" temalı korku senaryolarının sahnesi oldu.
Hatırlayalım o günleri... "Eğer falan tarafa oy verirseniz Gazze düşer, filan tarafa verirseniz şer odakları bayram eder" denilerek halkın en saf, en insani duyguları birer seçim argümanına dönüştürüldü. Peki, bugün toz duman dindiğinde, o vitrinin arkasında ne görüyoruz?
Gazze hâlâ yanıyor. Bebekler, kadınlar ve siviller, modern dünyanın canlı yayınları eşliğinde katledilmeye devam ediyor. Peki ya o meşhur "biz olmazsak düşer" iddiası? Bugün gelinen noktada; diplomatik ilişkilerin tam anlamıyla koparılmadığı, ticari kısıtlamaların ancak aylar süren toplumsal baskılar neticesinde "gönülsüzce" gündeme gelebildiği bir gerçeklikle yüz yüzeyiz. Halkın zihninde tek bir soru yankılanıyor: Hani ne değişti?
Karabağ Cesareti ve Gazze Sessizliği
Toplumda uzun süredir hâkim olan "kabullenilmiş çaresizlik," son dönemde yerini sessiz ama derinden bir sorgulamaya bıraktı.
Özellikle Karabağ zaferinde Türkiye’nin sergilediği o net duruş, askeri ve teknik desteğin getirdiği somut başarı, milletimizin zihnine şu soruyu bir çivi gibi çaktı: "İstersek yapabiliyoruz, gücümüz var; peki Gazze’de neden sadece kınamakla yetiniyoruz?"
Karabağ’da vücut bulan o cesaret ve irade, Gazze meselesinde ne yazık ki reel politik dengelere, ekonomik kaygılara ve uluslararası prangalara takılmış görünüyor.
Oysa meydanlarda bu prangalardan hiç bahsedilmemişti. Aksine, her şeyin tek bir tercihe bağlı olduğu söylenmişti. İşte güvenin zedelendiği, "iç dökme" dediğimiz o sitemin başladığı yer tam da burasıdır.
İspanya Kadar Olamamak ve İran Gerçeği
Bu süreçte Türk milletinin vicdanını en çok sızlatan ise somut kıyaslamalar oldu.
Bir Avrupa Birliği ve NATO ülkesi olan İspanya, binlerce kilometre öteden Filistin’i devlet olarak tanıyıp İsrail gemilerine limanlarını kapatırken; bizim sadece retorikte kalmamız toplumsal bir travmaya dönüştü.
Sokaktaki vatandaş haklı olarak soruyor: "Bir İspanya kadar bile somut duruş sergileyemedik mi?"
Öte yandan, bölgesel dengelerde İran’ın konumu artık hamasetle geçiştirilemeyecek bir gerçekliktir.
Şunu unutmamak gerekir: İran nüfusunun yarıdan fazlası Türk’tür. Oradaki on milyonlarca soydaşımızın varlığı, İran ile olan kader birliğimizi sadece siyasi değil, kan bağıyla perçinlenmiş bir beka meselesi haline getiriyor.
Filistin meselesinde İran’ın sergilediği direnç hattının yanında Türkiye’nin çekingen kalması, "lider ülke" imajını ciddi şekilde sorgulatıyor.
Türk milleti artık şunu görüyor:
Emperyalizmin bölgeyi parça parça yutma iştahına karşı, sıra bize gelmeden İran ile —tüm görüş ayrılıklarına rağmen— stratejik bir dayanışma hattı kurulması artık bir tercih değil, tarihsel bir zorunluluktur.
Güvenin Sonu mu, Yeni Bir Uyanış mı?
Siyasete olan güvenin sarsılması ilk bakışta bir kayıp gibi görünebilir. Ancak bu durum, seçmenin artık hamaset dolu nutuklarla değil, somut icraatla ikna olması gerektiğini anlaması bakımından bir "uyanış" vesilesidir.
İnsanlar artık "cekte-cakta" ile başlayan vaatlere değil; liyakate, dürüstlüğe ve sözüyle özü bir olan duruşa kıymet veriyor.
Zulme engel olamıyorsak bile, en azından ona karşı duruşumuzda dürüst olmak zorundayız. Bugün halkın büyük bir kısmı sessizce "içini döküyor" olabilir; fakat bu sessizlik bir teslimiyet değil, büyük bir toplumsal birikmedir.
Sonuç Olarak
Adaletin yeryüzünde tam tecelli etmediği anlarda en büyük sığınak vicdandır. Siyasetin geçici rüzgarları dindiğinde geriye kalan tek şey, o zor günlerde kimin gerçekten nerede durduğudur.
Tarih, devasa kürsü nutuklarını değil, o nutukların arkasındaki gerçek adımları yazacaktır.
Türk milleti uyanıyor...
Artık hamasetin perdeleyemediği o büyük tehlikeyi, bölgesel dayanışmanın kaçınılmazlığını ve dürüst bir siyasetin özlemini her zamankinden daha derinden hissediyor.
Sıra bize gelmeden, vicdanın ve aklın gereğini yapma vakti çoktan gelmiştir.
- Dünya 1871’de Zirveye Çıktı, Trabzon 2026’da Hala 'Dosya' Bekliyor!
- Adaletin kara deliği: Gülistan Doku nerede?
- Günü Kurtarırken Geleceği Yakmak: EYT'nin acımasız matematiği
- BEYAZ ÖNLÜKLÜ KARANLIK: Sağlıkta Cüzdan ile Vicdan Arasındaki Çürüme
- Yeni Bir Devlet Paradigması: Ankara’da Liyakat Üssü ve Siyasi Vesayetten Arındırılmış Planlama
- Ya tam bağımsızlık ye islam birliği. Başka yol yok
- NATO’nun İsrail Kalkanı ve Bölgesel Uyanış: Oyun Bozuluyor!
- KENDİ ÇIKRIĞIMIZA DÖNMEK: BOYKOTUN BEREKETİ
- Belediye Şirket İşçisi: "Modern Taşeron"un Yeni Adı mı?
- Siyaset Değil, Liyakat: Şehirleri "Enderun" Ruhuyla Yönetme Vakti!
- Haçlı Projesine Karşı Ehli Kıble'nin Onuru: Safımız Mazlumun Yanı!
- Sessizliğin Utancı: Harem Ağaları Diplomasisi
