içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Hukukun Görevi Siyaseti Korumak Değil, Nesli ve Geleceği İnşa Etmektir!

​Hukuk, bir toplumun adalet terazisi olduğu kadar, o toplumun geleceğini, ahlakını ve kırmızı çizgilerini belirleyen en temel iradedir. Ancak son dönemde önümüze gelen bazı yasal düzenlemeleri incelediğimizde, bu terazinin dengesinin toplumsal faydadan ziyade, muğlak ve ucu açık koruma kalkanlarına doğru kaydığını endişeyle müşahade ediyoruz.

Bahse konu olan Basın Yayın İlkeleri’ndeki (d) bendini ele alalım. Maddede geçen "kınanamaz", "aşağılanamaz", "incitici yayın yapılamaz" gibi ifadeler, ilk bakışta masum ve nefret söylemini engellemeye yönelik görünse de, hukuki açıdan ucu son derece açık ve tehlikeli birer muğlaklık barındırmaktadır.

​Muğlak Yasalar, Geleceğin Mağduriyetleridir

​Tarih bize göstermiştir ki, net sınırları çizilmemiş, yoruma ve esnekliğe müsait her kanun maddesi, gün gelir gücü elinde bulunduranın muhalifleri susturmak için kullandığı bir silaha dönüşür. Bugün X partisinin kendisini eleştiriden muaf tutmak için sığınabileceği bu esnek liman, yarın bir başkası geldiğinde bugünün muktedirlerini vurur.

​Siyasetçi de, bürokrat da, hatta bu ülkenin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk bile saygı sınırları, ahlak ve edep dairesi içinde kalmak kaydıyla siyasi kararlarıyla eleştirilebilmeli, tartışılabilmelidir. Eğer biz her şeye "He tamam, sensin" deyip alkış tutan, her fikre dokunulmazlık zırhı giydiren bir toplum olursak; yarın liyakati mumla arar, haksızlık karşısında ses çıkaracak tek bir insan bulamayız. Bu ucu açıklık, ilerleyen yıllarda nice insanın haksız yere cezaevlerine girmesine, işinden, aşından ve ticaretinden olmasına kapı aralar ki; bu durum adalet mülküne vurulacak en büyük darbelerden biridir.

​Çözüm Siyasi Zırh Değil, Türk-İslam Ahlakıdır

​Peki, kanun koyucunun asıl odaklanması gereken yer neresidir? Sorunun cevabı basittir: Neslin, ailenin ve toplumsal ahlakın korunması.

​Muhafazakarlık, sadece kendi siyasi alanını kanunlarla tahkim edip, toplumun ahlaki çöküşünü, aile yapısının dejenere edilmesini sadece vaazlara, hutbelere, cemaatlere ve ilim adamlarına havale etmek değildir. Eğer bugün televizyon dizilerinde, müzik kliplerinde, sinemada ve özellikle sosyal medyada Türk-İslam ahlak ve faziletine taban tabana zıt, aile kurumunu dinamitleyen, gençliği zehirleyen yayınlar pervasızca yürütülüyorsa, asıl buraya neşter vurulmalıdır.

​Maddede, siyasetçiyi koruyan muğlak ifadeler yerine; "Nesli ve aile yapısını bozucu, milli ve manevi değerleri ifsat edici yayınlara izin verilemez; tespiti halinde ağır para cezaları, tekrarı halinde ise hapis cezası uygulanır" şeklinde net, tavizsiz ve kararlı hükümler yer almalıydı.

​Alimlerin ve Devlet Adamlarının Mirası

​Büyük İslam alimi İmam Gazali, "Bir milletin her şeyden önce koruması gereken dinidir, ahlakıdır ve neslidir. Eğer bir kanun neslin ve ailenin yozlaşmasını engellemiyorsa, o kanun eksiktir" diyerek devletin ve hukukun asıl vazifesini asırlar öncesinden tayin etmiştir. Sosyolojinin kurucusu İbn Haldun ise Mukaddime adlı eserinde, ahlakı sarsılan bir milletin aşağıların aşağısına yuvarlanacağını, nesli korumanın devleti korumakla eşdeğer olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

​Adaletiyle dünyaya nam salmış Hz. Ömer (r.a.), "Dicle’nin kenarında bir kurt kaparsa koyunu, gelir de adl-i İlahi sorar Ömer’den onu" diyerek yönetenin her an eleştiriye, hesaba ve sorumluluğa açık olması gerektiğini vurgulamıştır. Siyaset, dokunulmazlık zırhlarının arkasına saklanma yeri değildir. Keza, Gazi Mustafa Kemal Atatürk de "Cumhuriyet; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller ister" derken, sorgulamayan ve biat eden değil; doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilen bir gençliği hedeflemiştir. Fransız düşünür Napoleon Bonaparte’ın da belirttiği gibi; "Ahlakın olmadığı yerde kanun bir şey yapamaz." Yani kanun, gücü korumak için değil, toplumsal erdemi ayakta tutmak için yapılmalıdır.

​Sonuç Olarak

​Bizler, ucu açık maddelerle insanların gelecekte mağdur olacağı, korku ikliminin egemen kılınacağı bir hukuk sistemi istemiyoruz. Biz; ailemizi küresel ifsat projelerine karşı koruyan, evlatlarımızı sosyal medyanın ve televizyon ekranlarının ahlaksız bataklığından çekip çıkaran, Türk-İslam ruhuna uygun, net ve adil yasalar istiyoruz.

​Unutmayalım ki; siyasi makamlar gelip geçicidir, ancak aile giderse, nesil bozulursa geriye ne korunacak bir devlet ne de savunulacak bir vatan kalır!

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum