içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Günü Kurtarırken Geleceği Yakmak: EYT'nin acımasız matematiği

Kıymetli okurlarım; bugün sizlerle, sokakta, kahvede, pazar yerinde herkesin dilinde olan ama işin "hesap-kitap" kısmına gelince kimsenin yüzleşmek istemediği bir meseleyi, EYT gerçeğini konuşacağız.

Hepimiz hatırlıyoruz; Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan, daha düne kadar "İskandinav ülkeleri bu erken emeklilik sistemi yüzünden battı, seçim kaybetsek de yokuz" demişti.

Bu söz aslında sadece siyasi bir çıkış değil, devletin kasasını koruyan rasyonel bir uyarıydı.

Peki, ne oldu da "şaka gibi" bir kararla, hiçbir yaş sınırı aranmadan kapılar sonuna kadar açıldı?

40 Yaşında Emeklilik Hangi Vicdana Sığar?

Düşünün; 37 ile 43 yaşları arasında, bir insanın en verimli, en tecrübeli, tabir-i caizse "usta" olduğu dönemde bir milyona yakın insan emekli edildi. Bu insanlar daha 30-40 yıl boyunca devletten maaş alacak. Peki, bu maaşın kaynağı nereden gelecek? Henüz işe girmemiş gencin, daha doğmamış yetimin sırtına yüklenen vergilerden!

​Hükümet, bu meseleyi maalesef gelecek nesilleri düşünmeden, biraz da "seçim konjonktürü" baskısıyla acemice yönetti. Oysa çözümün yolu çok basitti ve biz bunu defalarca dile getirdik:

Adaletli Formül: 50 Yaş ve 5000 Prim

​Eğer bu sistemde 50 yaş sınırı korunsaydı ve kademeli bir geçiş uygulansaydı;

​SGK Kasası Nefes Alırdı: Devletin sırtındaki yük zamana yayılır, bütçe bir gecede delik deşik olmazdı.

​Prim Adaleti Sağlanırdı: "En az 5000 prim günü" şartı katı bir kural olarak kalsaydı, günü eksik olan hemşerimize "geriye dönük borçlanma" imkanı verilirdi.

Vatandaş eksik gününü öder, devletin kasasına sıcak para girer, hem de "bedavadan emeklilik" algısı yıkılırdı.

Kuşaklararası Barış Bozulmazdı: 1 günle emekliliği 17 yıl kaçıran o meşhur mağduriyetler yaşanmazdı.

​Liyakatli Yönetim Şart!

Her zaman söylüyorum; devlet yönetiminde "Liyakatli Tekli Yönetim" ve Enderun usulü bir ciddiyet şarttır. Devlet adamı, sadece bugünün alkışını değil, 50 yıl sonrasının hesabını yapmalıdır.

Bugün 40 yaşında emekli edilen bir milyon kişi, yarın çocuklarımızın okulundan, hastanesinden, yolundan çalınan bütçe demektir.

​İskandinav ülkeleri batmadı, aksine onlar gerçeği görüp emeklilik yaşını 67-70’e çektiler. Biz ise üretken nüfusu sistemin dışına iterek kendi geleceğimizi ipotek altına aldık.

​Sonuç olarak; Popülizm belki seçim kazandırır ama milletin geleceğini kaybettirir.

Eğer 50 yaş sınırı ve kademeli geçiş yapılsaydı, hem devletten daha az para çıkardı hem de toplumda "hak yerini buldu" duygusu hakim olurdu.

Şimdi ise elimizde, hesabı kitabı şaşmış bir SGK kasası ve yarınından endişeli bir genç nesil kaldı.

Geleceği emanet edeceğimiz evlatlarımızın hakkını savunmak, sadece bir ekonomik zorunluluk değil, bir vatan borcudur.

​Kalın sağlıcakla...

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum