içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BEYAZ ÖNLÜKLÜ KARANLIK: Sağlıkta Cüzdan ile Vicdan Arasındaki Çürüme

Tarih boyunca medeniyetleri ayakta tutan iki ana kolon olmuştur: Adalet ve Emniyet. Bir toplum, canını emanet ettiği hekimden ve hakkını emanet ettiği hakimden şüphe duymaya başladığı an, o toplumun temellerine dinamit döşenmiş demektir. 

Son dönemde Sakarya’dan İstanbul’a uzanan yolsuzluk iddiaları, istismar vakaları ve nihayetinde insanlığın bittiği nokta olan "Yenidoğan Çetesi" skandalı; meselenin sadece teknik bir denetim zafiyeti değil, topyekûn bir ahlak ve liyakat krizi olduğunu göstermektedir.

​1. Neşter Kimin Elinde?

​Meşhur bir söz vardır: "Bıçak kasabın elinde meslek aleti, katilin elinde suç aletidir." Bugün tıp diploması almış, en iyi üniversitelerden mezun olmuş ancak ruhunu "hırs" ve "para"ya teslim etmiş kişilerin elinde o neşter, şifa dağıtan bir araçtan ziyade, kamunun cebine ve masumların canına kasteden bir imha silahına dönüşmüştür.

​2. "Müşteri" Değil, "Emanet": Tarihi Vizyondan Kopuş

​Geçmişin büyük devlet adamları ve alimleri, idareciliği ve hekimliği her şeyden önce bir "emanet" olarak görmüştür.
​İmam Gazali’nin uyarısı bugün kulaklarımızda çınlamalıdır: "Bir yöneticinin tebaasına yapacağı en büyük zulüm, işleri liyakatsiz kimselere vermesidir." Eğer hastane yönetimleri siyasi veya sendikal aidiyetlere göre değil, ahlak ve ehliyete göre belirlenseydi; yolsuzluğu ihbar eden dürüst kamu görevlileri susturulmaya çalışılmazdı.

Şeyh Edebali’nin "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" düsturu, maalesef yerini "Ciroyu artır ki kurum yaşasın" mantığına bırakmıştır. Sağlık, bir "kamu hizmeti" olmaktan çıkıp "ticari bir ranta" dönüştüğünde, hastalar da şifa bekleyen birer can değil, SGK faturasındaki birer kalem haline gelmiştir.

​3. "Vicdansızlar Çetesi" ve Sistemsel Açıklar

​Halk arasında "Yenidoğan Çetesi" olarak bilinen yapı, aslında eğitimin ahlaktan kopuşunun en acı vesikasıdır.

Bu çetenin başındaki isimlerin tıp fakültesi mezunu olması, bize şunu öğretmiştir: Diploma, sadece cehaleti alır; eşref-i mahlukat (insanların en şereflisi) olmayı değil.

​SGK’nın yenidoğan yoğun bakım üniteleri için ödediği yüksek ücretleri birer ganimet olarak gören bu yapı; bebekleri gereksiz yere yoğun bakımda tutarak, tek kullanımlık malzemeleri defalarca kullanarak ve ölen bebekleri yaşıyor göstererek devleti dolandırmıştır.

En acısı ise, dokuz ay yolunu gözlediği evladını şifa bulsun diye emanet eden annelerin kucağına, bu rant kavgası yüzünden evlatlarının cenazesi verilmiştir.

4. Çözüm: Liyakatli Yönetim ve Ahlak Öncelikli Eğitim

Yolsuzluğun panzehiri daha fazla kamera, daha yüksek turnikeler veya dijital takip sistemleri değildir. Ahlakı olmayan bir zihin, her sistemin bir açığını bulacaktır.​

Gerçek çözüm üç temel sütun üzerine inşa edilmelidir:

​Maneviyat ve Sorumluluk: Allah korkusu ve kul hakkı bilincini kalbine yerleştirmemiş birine, dünyanın en gelişmiş takip sistemini de kursanız beyhudedir.

​Liyakatli Tekli Yönetim: Sorumluluğun parçalandığı ve "arkası sağlam" olanın korunduğu her yerde çürüme kaçınılmazdır. Yönetim, sadece ehil olanın elinde ve doğrudan millet adına denetlenebilir olmalıdır.

​Vicdan Eğitimi: Çocuklarımızın sadece pilot, doktor veya mühendis olmasıyla değil; "merhametli ve vatanına hayırlı birer insan" olmasıyla övünmeliyiz

Sonuç;

​Sağlıkta gerçek dönüşüm; binaları yenilemek, cihaz sayısını artırmak değil; o binaların içindeki ruhu, yani liyakat, adalet ve vicdanı ihya etmektir. Adaletle yönetilmeyen bir hastane, şifa dağıtan bir kurum değil, sadece "kayıtlı bir ticarethane" hükmündedir. Unutmayalım ki; ahlakın bittiği yerde toplumsal çürüme başlar ve bu çürümenin en ağır bedelini maalesef en masumlarımız öder.


​Sağlıcakla kalın.

 

 

NOT: Düşünceler azarın kendi sorumluluğunda yayınlanmaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum